
Başarıları ile her defasında ülkemize büyük başarılar yaşatan Milli para triatlet Uğurcan Özer, FANATİK’e açıklamalarda bulundu. 2024 Paris Olimpiyat Oyunları’nda gösterdiği başarılı performansın yanı sıra uluslararası birçok alanda kazandığı madalyalar ile ses getiren Özer, yeni hedefini Los Angeles Olimpiyatları olarak belirledi. Triatlon sporuna nasıl başladığına da değinen başarılı sporcu aynı zamanda nasıl bir antrenman rutinin olduğunu, mental olarak yarışlara nasıl hazırlandığını da aktardı.
İşte Uğurcan Özer’in FANATİK’e özel röportajı;
Triatlon makıldığına çok zorlu bir branş aslında. Birçok sporu içinde barındıran ve birleştiren bir spor dalı oldu. Senin tercihin neden triatlon oldu? Bu konuda bizimle biraz görüşlerini paylaşabilir misin?
“Aslında ben 8 yaşımda yüzme branşıyla spor hayatıma başladım. 16 yaşımda ise milli takıma girdim. Ancak sonrasında yaşadığım bir spor sakatlığından dolayı, sporcuların yaşadığı bir sakatlıktan dolayı omzumda bir problem meydana geldi. Bu problem doğrultusunda triatlonla tanışmış oldum aslında. Rehabilitasyon sürecinde neden dedim bacaklar boş dursun, hazır kolları döndüremiyoruz. Bisikletle koşuya başladım. İçimden bir atlet çıktı. Sonrasında ise triatlonu çok sevdim. Aslında fiziken ve mental olarak çoklu bir branş yapmanın, aynı zamanda vücudun sınırlarını olabildikçe fazla zorlamanın bana daha uygun olduğunu hissettim. Zaten gerçekten nasıl hissedersen öyle ilerlemelisin. İnsan kendini keşfettiğinde yaptığı spor branşına aşık oluyor diyebiliriz. O yüzden triatlonu seçtiğim için ve triatlonda ilerlediğim için çok mutluyum. Bu anlamda çok daha iyi adapte oldum diyebilirim. Zaten şu an anlatırken bile o mutluluğun bize geçiyor diyebilirim.

‘KULÜBÜM BENİ GERÇEKTEN ÇOK DESTEKLEDİ’
Bu branşa başlarken en büyük destekçin kim oldu?
“Triatlon branşı çoklu bir branş olduğundan dolayı çok fazla malzeme kullanıyoruz. Aslında maliyetli bir branş. Yüzmesi, bisikleti, koşusu derken gerçekten o kadar fazla materyal var ki, iyi bir destekçiye de ihtiyacım var. Bu anlamda bu branşa geçtiğimde ilk başta federasyonumun, sonrasında ise en büyük destek kulübümündü. Kulübüm gerçekten bu anlamda beni çok destekledi. Ama Semra Demirer, Semra anne derim ona. Kendisi de Olimpiyat komitesinde görevli aynı zamanda. Ve kulübümün de başkanı. Bu branşı desteklerken bana şu sözü söyledi; ‘Oyunlara gitsen de gitmesen de biz senin destekçiniz. Ve sen ne karar alıyorsan bu karar doğrultusunda seni desteklemeye devam edeceğiz.’ Bu anlamda sağ olsunlar malzeme desteği olsun, her anlamda destek sağladılar ve branşa başlarken zorluk yaşamadım. Federasyonum da keza bu şekilde. Bu süreçte yıllardır destekçimler. Hem yarış hem malzeme hem kamp desteği olsun. Bunlar bir triatlet için çok önemli. Çünkü triatlon disiplin isteyen bir branş ve güçlü destekçilerin olması lazım.”
‘HAYAL ETTİĞİN ŞEYİN PEŞİNDEN KOŞMAN GEREKİYOR’
Zihnin rolü ne kadar büyük ve mental olarak nasıl hazırlandın?
“Bir sakatlık yaşayıp bu branşa geçiyorsun. Aslında bakıldığında konuşması kolay ama zorlu bir süreçten de bahsediyoruz burada. Mental olarak hazırlık süreci tabii ki zorluydu. Yüzücüden bir triatlete evrilme süreci neredeyse 3 yıl aldı diyebilirim. Zaten 8 yaşımdan beri sporun içerisinde olduğum için adapte olurken ki süreçte çok büyük bir zorluk yaşamadım. Ancak mental olarak zorlandığım anlar oldu. Çünkü triatlon antrenmanları çok uzun ve zorlu olabiliyor. Aynı zamanda vücudun sınırlarını çok zorluyoruz. Çok fazla acı çekiyoruz. Ancak hedefin ne kadar büyükse acı da o doğrultuda geliyor. Eğer ki paralimpik oyunları istiyorsan o kadar acı çekiyorsun. Eğer ki Türkiye şampiyonu olmak istiyorsan biraz daha acı çekiyorsun. Ben ise hedefimi zirveye koymuştum. Bu yüzden mental anlamda kendimi yıllarca hazırladım. Bu süreçte de antrenmanlarımı eksiksiz şekilde yaparak sonuna kadar kendimi zorladım. İnsan istediği zaman istediği şeyi yapma potansiyeline sahip. Hayal ettiğin şeyin peşinden koşman gerekiyor. Ben hayal ettiğim şeyin hem üstüne yüzdüm hem bisiklet sürdüm hem de koştum. O yüzden bunu elde ederken ki en büyük gücüm hayallerimden geliyor.”

‘BOŞ GÜNÜM YOK!’
Günlük rutinin nedir, hazırlık sürecin nasıl oluyor ve bir günün nasıl geçiyor?
“Boş günüm yok gerçekten öyle. Her gün antrenman var. Çoğunlukla çift bazı günler üç antrenman yapıyoruz. Yüzme antrenmanlarımız haftada dört gün, dört gün de bisiklet idmanı. Kalan günlerde de 5 km koşu yapıyoruz. Aynı zamanda kuvvet antrenmanım var. Bunları zaten topladığımızda gerçekten hiç vakit kalmıyor diyebilirim. Sabah erken saatte yüzme antrenmanlarımız olabiliyor. Bisiklete çıkıyoruz, üç saat yine koşu antrenmanlarımız. Bazen 20 kilometre koşuyoruz. Haftalık olarak da yirmi kilometreye yakIN yüzüyoruz. 300 kilometreye yakın bisiklet sürüyoruz ve 60 kilometre koşuyoruz. Bu bazı dönemlerde mesafesi çok küçük azalabiliyor, artabiliyor. Burada antrenmanın şiddeti önemli tabii ki. Ama triatlonda önemli olan disiplindir. Antrenmanda da devamlılık esastır. Bu devamlılığı sağladığın sürece bir noktada gelişiyorsun. Önemli olan ne kadar üstüne koyabildiğin. Burada içinde ne kadar bugün hedeflerin büyük olduğu. O yüzden ben de antrenmanları yaparken eksiksiz yapmaya, olabildiğince düzenli ve disiplinli şekilde yapmaya dikkat ediyorum. Burada çok yoğun bir programdan bahsediyoruz.”
‘SOSYAL DİYE BİR KELİME HATIRLAMIYORUM’
Sosyal yaşamına vakit bulabiliyor musun?
“Ben Paris’te yarıştım. Paris’e hazırlık sürecinde ben sosyal diye bir kelime hatırlamıyorum. Çoğunlukla gerçekten spora hayatını adıyorsun. Bu doğrultuda hayatını yönlendiriyorsun. Yapman gereken fedakarlıklar var. Eğer ki olimpiyatlar veya paralimpik oyunlara gitmek istiyorsan fedakarlık yapmadan olmuyor. Benim de en büyük fedakarlığım kendi hayatımdan oldu. Çünkü antrenmanı yaptıktan sonraki süreçte tabii ki boş vaktin kalıyor ama gel de yürü. Yürüyecek gücün olmayabiliyor bazı günler. Dinlenmen gerekiyor. Fizyoterapi desteği alıyorsun, psikolog desteği alıyorsun… Yine mesela masaj desteği alıyorsun. Ama herkes sanıyor ki sporcular işte masaj yaptırıyor, rahatlıyor. Bunlar öyle masajlar değil, o kası açmak için rahatlatman gereken masajlar. Bunun dışında yine fizyoterapi desteği alıyoruz. Aslında vücudun sınırlarını olabildiğince zorlamak için sürekli mekanik anlamda bakıma giriyoruz. Bunlar sosyal yaşantına faydalı şeyler değil. Neden değil? Gerçekten hani yürümek benim için koşmaktan daha zorlu. Koşmayı tercih ederim yürümektense. O yüzden boş anlarımda çoğunlukla dinlenmeyi, kişisel gelişimle odaklanmayı ve okumayı çok severim. Haber okumayı çok severim. Gerçekten evrensel haberleri çok okurum. Benim sosyal yaşantım bu. Aynı zamanda akademik anlamda da spor yöneticiliği mezunuyum. Bu doğrultuda da çalıştığım bir kurumsal firma var. O firmada da marka ve pazarlama bölümünde çalışıyorum.”
‘HEDEFİMİZ LOS ANGELES’
Şu anda temsil ettiğin bir kulüp var mı?
“Evet, Ünsped Kültür ve Spor Kulübü’nü temsil ediyorum. Dediğim gibi triatlona geçiş sürecimde kulübüm koşulsuz bana destek verdi. Biz kulübün sadece bir sporcusu değiliz. Aynı zamanda kulübümüzü sahipleniyoruz. Kulübümüzün bize kucak açması gibi biz de gerçekten kulübümüzü temsil ederken ki süreçte bize olan desteğini en iyi şekilde sonuçlandırmaya çalışıyoruz. Dediğim gibi koşulsuz güvenmek çok önemli bu devirde. O yüzden kulübümün bana bu olan inancını ben de Paris’e giderek taçlandırmış oldum. Bundan sonraki süreçte de hedefimizi daha büyük yarışmalara yani Los Angeles’a diktik diyebilirim.”

‘BU HEDEFLER İÇİN ACI ÇEKİYORUM’
Bir sonraki büyük hedefin nedir?
“Bir sonraki büyük hedefim adım adım ilerlersek 2026’da. Yaklaşık 15 uluslararası yarışımız var. Avrupa ve Dünya Şampiyonumuz var. Yine Dünya Kupası yarışlarımız olacak. Mart ayında start vereceğiz. Ulusal yarışımız ise Şubat ayında İzmir’de olacak. Hedefimizde Abu Dabi var Mart ayında. Abu Dabi ile start verdikten sonra Japonya’da ve Avustralya’da yarışlarımız olacak. Tabi stratejik olarak bunlara karar verirken ki süreçte yarış değişiklikleri yapabiliyoruz. Ama nihai hedefimiz Dünya Şampiyonası ve Avrupa Şampiyonası. Yıl sonunda da belki bir tane Ironman koşarım. Uzun vadede ise 2028 bizim için çok önemli. 2028’de tarihimizde ilk defa madalya almak istiyorum. 2024’te büyük bir tecrübe edindik Paris’te. Artık madalyanın vaktinin geldiğini, bu çanların çaldığını ben de hissediyorum. O yüzden bu doğrultuda çalışıyoruz. Bu doğrultuda acı çekiyorum diyebilirim.”
Dünya sıralamasında ne durumdayız?
“Dünya sıralamasında ilk yedi sporcu içerisindeyiz. Avrupa’da ise ilk dört sporcu içerisindeyiz. Burada hedefimiz ilk beş sporcu arasına girebilmek. Yani iki sıra daha aşağı inmek istiyoruz. Bu doğrultuda 2026 bizim için çok önemli. Çünkü triatlonda yarıştan elde ettiğin süredense yarışta yaptığın sıralama önemlidir. Biz yarışlardan puan kazanıyoruz. Bu puanlar doğrultusunda ise dünya sıralamamız belirleniyor. Şu anki hedefimiz de 2026’daki yarışlarda istediğimizi elde edersek ilk beş sporcu arasına girebileceğiz. Zaten ilk beş sporcu arasına girdiğimizde de 2028 için madalya adayı bir sporcu olmuş olacağız.”
‘MADALYA İLE KATKIM OLMASI ÖNEMLİ’
Peki paratriatlonun Türkiye’de gelişmesi için sence neye ihtiyaç var?
“2024 Paris bunun için büyük bir eşik oldu. 2025 yılında para triatletlerinin sayısının arttığını görmekteyiz. Başarı geldikçe aslında tanındıkça, branş duyuruldukça insanların ve sporcuların veya sporcu olmak isteyen genç çocukların ilgisini çekiyor. O yüzden başarı çok önemli. Her branşta başarı geldiğinde, branş duyulduğunda o madalyayı insanlar gördüğünde, ülkeyi nasıl temsil ettiğimizi gördüğünde milli duygularla ben de yapacağım diyebilmesi çok önemli. Bunu diyebilmek için de tabii ki madalya gelmesi gerekiyor. O yüzden branşın gelişimi için ileride federasyonumuzun, kendi kulübümüzün katkıları olsun, aynı zamanda benim de bir madalya ile katkım olması çok önemli. 2028’teki madalyaya kadar ki süreçte de yine sayımızın artacağını düşünmekteyim. Ama 2028’den sonra para triatlonun daha da bir ivme kazanacağını öngörüyoruz.”

‘UMARIM ÜLKEMİ GURULANDIRABİLİRİM’
‘Seni en gururlandıran yarışın hangisi oldu?
“Kotayı aldığım yarış diyebilirim. Tabii ki Paris’te ülkeyi temsil etmek çok önemli. Orada yaşanılan duygular tarif edilemez ama kota süreci çok daha zorluydu bizim için. Ve kendi ülkemizde düzenlenen Mersin’deki Dünya Kupası yarışında birinci olmuştum. O yarış büyük bir eşik atlatmıştı bize kotayı alma anlamında. İlk altın madalyamdı. Bu nedenle o kupada aldığımız altın madalyada hem beni destekleyen kulübüm, federasyonum, antrenörüm, ailem… Gerçekten sadece kendim için değil onları da onur edebildiğim için gurur duydum. Daha nicelerine dedim. Ondan sonraki süreçte de yine altın madalya aldık. O madalyanın rengini gördüğünde, boynunda taşıdığında tekrar istiyorsun. Bu da doyumsuzluk demek bazen. O yüzden sürekli madalya almak çok önemli. Umarım ilerleyen yarışlarda da madalya alıp ülkemi gururlandırabilirim.”
‘BAŞARISIZLIK BÜYÜK BİR TECRÜBEDİR’
Başarıdan mı korkarsın, başarısızlıktan mı?
“Ben başarısızlığın büyük bir tecrübe olduğunu düşünüyorum. Çoğunlukla başarısız olduğum yarışlarda kendime kattığım tecrübeler var. Örneğin; Japonya’da bir yarışta kaza yapmıştım. Takla attım ve o yarışta düştükten sonra kalkmayı öğrenmiştim. Yarışa devam ettim ve dördüncü olmuştum. Evet madalyayı kaçırdım düştüğüm için belki de. Ama madalyadan daha önemli şey düştüğümde kalkabilmeyi öğrenmekti. Ancak şu dönemde artık 2028 hedefi doğrultusunda kazanabileceğim tecrübeleri kazandığım düşüncesindeyim. Düştük, kalktık, kaybettik. Sonuncu olduğum yarışlar da olmuştu bu branşa başladığımda ve sonuncu olmayı öğrendik. Ama şimdi artık kürsü mücadelesi dışında hata yapma payım yok. Artık bir noktada önümüzdeki yarışlarda tam anlamıyla tecrübeliyim diyebilirim. Tabii ki sürprizler olabilir. Triatlon açık havada yapılan bir branş. Bu nedenle rüzgar çıkabilir, fırtına çıkabilir, dalgalar çok şiddetli olabiliyor, akıntı olabiliyor. Avustralya’da dünya şampiyonasında yarıştık. Köpek balığı uyarısı verdiler. Bunlara sonuçta ne kadar hazırlıklı olabilirsin ki? Ben buna hazırlıklıyım diyemem. O yüzden tam anlamıyla tecrübeliyiz diyemeyiz ama çok hazırız. Çok iyi hazırlanıyoruz ve başaracağız.”
‘TRİATLON CAMİASINI ÇOK SEVİYORUM’
Seni kıran bir eleştiri oldu mu bugüne kadar?
“Ben aslında triatlon camiasını çok seviyorum. Genel olarak camiamız bu anlamda çok destekçi. Bu zamana kadar kimse bana sen yapamazsın demedi ama ben de o izlenimi vermedim. Her zaman motivasyonumu yüksek tuttum. Genel olarak iletişimlerimde de ‘ben başaracağım’ dedim. O yüzden öyle ciddi bir eleştiri almadım. Bu nedenle hiç o tarzda bir durum olmadı. Daha çok telkinler oldu. Düştüğümüzde ‘sen yaparsın, hadi başarırsın, bunun devamı gelecek, bu da olur, olabilir, bu işte bu da var…’ gibi telkinler oldu. Bunlar da zaten çok sevdiğim, saygı duyduğum insanlardan gelen yorumlar… Örneğin; antrenörüm Mert Onaran, kendisi de eski milli triatlet. Ve onun tecrübesi, onun yıllarca bu alanda yarışmış olması, aynı şeyleri yaşamış olmamız… O da birçok yarışta kaza yapmış, köprücük kemiğini kırmış ama devam etmiş. Onların da rehberliğinde daha kolay oluyor benim için işler. Çünkü bir noktaya kadar o yolu açmışlar, biz de Paris’e giderek o yolu biraz daha ileriye taşımış olduk. Bizden sonra geleceklere biz de tecrübemizle rehberlik etmiş olacağız.”
‘PSİKOLOJİK SAVAŞ HALİNDESİN’
Peki kendine haksızlık ettiğini düşündüğün an oldu mu hiç?
“Evet. Aslında bence her sporcu ilk madalyasını almadan önce, daha doğrusu ilk altın madalyasını almadan önce o madalyayı alacağına tam anlamıyla inanmıyordur. Çünkü o noktada heyecanla, stresle, buna hazır mıyım? Çünkü orada psikolojik savaş halindesin. Bunu başarabilir miyim? Mesela ilk altın madalyamı alırken, finish’e doğru koşarken son 500 metre sürekli arkama baktım. Çünkü inanmadım. Dedim ki hani geliyorlar mı? Ben birinci oluyorum ne oluyor? Bu tereddüt oldu bende. Tabii ki hazırlandım, madalya almaya inancım var ama ona hiçbir zaman tam anlamıyla hazır değilsin. Çünkü ilk defa birinci oluyorsun. O duyguyu ilk defa tadıyorsun. Ve ilk defa tattığım bir duygu da tereddüt etmemen imkansız. Videosu da var aslında. Sürekli arkama bakıyorum. O anda nabız çok yüksek, bitmiş durumdayım. 750 metre yüzüyorsun, 20 kilometre bisiklet sürüyorsun ve 5 kilometre koşuyorsun. Triatlon çok zorlu. O son anlarda zaten hayatta kalmaya çalışıyorsun. Aynı zamanda birinci olmaya çalıştığın için de arkaya bakmak bence çok normal. O yüzden bunu söyleyebilirim.”
‘EN ÖNEMLİ İPUCU DİSİPLİN!’
Bu spora ilk başlayanlara vereceğin tek bir ipucu olsa ne söylersin?
“Disiplin. Triatlon yetenekten çok disiplinin önemli olduğu bir branş. Antrenman disiplinin olması gerekiyor. Eksiksiz yapman gerekiyor. Dediğim gibi kilometre çok fazla. Bir insan vücudunun geçmesi gerekenden fazlasını yapıyorsun. Çok fazla zorluyorsun vücudu. Bu anlamda mental savaşla birlikte kaytarmak istediğin anlar olabiliyor. Bu anlarda asla antrenmanı eksik yapmaman lazım. Her zaman disipline önem vereceksin. Düzenli antrenman yapınca gerçekten iyi bir sonuç alıyorsun.”
Peki her şey bugün sıfırlansa, tekrardan bu spor dalını seçer miydin?
“Her şey bugün sıfırlansa belki de triatlonla daha erken tanışabilirdim. Ancak hayat bize nasıl bir yol çizerse o yolda ilerlemek zorundayız. Geç değilmiş aslında baktığımızda. Ben de 2032, belki 2036 sonuna kadar zorlayacağım. Gücüm el verdikçe ülkemi, bayrağımı en iyi şekilde temsil edeceğim. Umarım önümüzdeki yıllarda da aynı güçte daha da gelişerek, daha da üstüne koyarak devam edeceğiz.”
10 yıl sonra kendine bir soru sorma şansın olsa ne sorarsın?
“10 yıl sonra kendime bir soru sorsaydım gerçekten şunu derdim. Paralimpik oyunlara gitme hayalin var mı? Bu hayal uğrunda neleri feda etmeye razısın derdim.”
‘BÜYÜK BİR BAŞARI ELDE EDİP SONSUZA DEK YAŞAMAK’
Emekli olduğunda bu spor branşından seni nasıl hatırlamalarını istersin?
“Aslında çocukluğumdan beri en büyük hayalim şuydu; Bu dünyada yaşıyorsam bir iz bırakmalıyım diye düşündüm. Boşuna gelmiş olamam dedim. Bunun için de önüme çıkan fırsatları en iyi şekilde değerlendirmeye çalıştım. Sporun bana kattığı en büyük şey başarının iz bırakması. Başarı olduğu zaman iz bırakıyorsun. Örneğin bir köprüye ismim veriliyor, bir alt geçide ismim veriliyor. Bunlar aslında çok değerli şeyler. Sürekli kalıcı şeyler. Bir sokağa ismim veriliyor veya bir spor tesisine madalya aldığın için ismim veriliyor. Sen öldükten sonra da isminin kalıcı olması çok önemli bir detay. Benim de en büyük isteğim bu olurdu herhalde. Büyük bir başarı elde edip sonsuza dek yaşamak.”
‘ÇOK ACI ÇEKERSİNİZ, HAZIR OLUN!’
Peki seni takip eden genç sporculara buradan neler söylemek istersin?
“Çok acı çekersiniz. Kendinizi hazırlayın. Triatlon yapıyorsan sonuna kadar zorlayacaksın. Hep söylüyorum. Ağzına kan tadı gelene kadar zorluyorsun. Ama o an yüzümde benim bir gülümseme oluşuyor mesela. Diyorum ki tamam o sınırı ulaştım, süper, harika, yine sınırdayız. O sonuna kadar zorlamanın verdiği o rahatlık, o mutluluk paha biçilemez. Zaten bunu tadan sporcunun da sonuna kadar zorlayacağını düşünüyorum. O an bırakmaz. Genç sporculara da bu branşta olabildiğince disiplinli, olabildiğince motivasyonu ve mentali yüksek şekilde antrenmanlarını yapıp yarışlarına büyük umutlarla, büyük hedeflerle ama gerçekçi olarak çıkmalarını öneririm. Çünkü triatlonda bir şansı yok. 2 artı 2 dörttür. Ne kadar antrenman yaparsan o kadar başarı elde edersin. O yüzden önemli olan önceki hazırlık.”
‘BU BİR EKİP İŞİ’
Ülker gibi spora ve sporcuya destek olan onun yanında olan bir marka ile çalışmak ve onun motivasyonu seni nasıl etkiliyor?
“Hayallerin ne kadar büyükse destekçilerin de o kadar büyük olmalı bence. Ülker de ülkemizin en büyük şirketlerinden. Bana olan destekleriyle çok daha güçlüyüm. Ki bu desteğe de zaten ihtiyacım var. Triatlon dediğim gibi zorlu bir branş. Mental olarak zorlandığım zamanlarda ensemde bir fısıltı hissederim. Antrenörümün, federasyonumun, kulübümün, ailemin, sponsorlarımın, destekçilerimin… Çünkü bu bir ekip işi. Ve sana inanan insanları da onure etmek istersin. Tabii ki kendimde başarılı olmak istiyorum ama ben daha çok aslında ne kadar bireysel bir branş yapsam da takım oyuncusuyum ve bu benim takımım. Ülker de benim temsil ettiğim takımın bir parçası. O yüzden takımla en iyi şekilde, en güzel şekilde onları onure etmek, gururlandırmak da benim görevim. En başta bayrağımız da tabii ki. Bundan sonraki süreçte de ülkeye olan en büyük verebileceğim, hedef Los Angeles’ta alacağımız madalya olabilir. O doğrultuda çalışacağız. Çok büyüğüz gerçekten. İnanılmaz bir bayrak taşıyoruz. Ve bayrağımızı en iyi şekilde göndere çekmek de biz sporcuların görevi, görevimizi yapacağız.”
Sana inananların olması nasıl bir duygu?
“Yarış anında düşündüğüm şey, Triatlon’da biz yaklaşık 50-55 dakikalarda yarışıyoruz, sprint mesafeyi. 55 dakika tamamen yarışı düşünemezsin. O an aklından başka şeyler de geçiyor. O an sana inananlar geçiyor gerçekten. Onu söyleyebilirim. Ve açık havada yapıldığı için tribün desteği de alıyoruz. ‘Hadi yaparsın, hadi yaparsın’ sesleri… Ben de çok gaza gelen bir sporcuyum açıkçası. At yarışı gibi. Bir kere hadi dediğinde at gibi, kamçıymış gibi hızlanıyoruz. Gerçekten bu destekler çok önemli. O sesleri duyuyoruz ama bulanık tabii. Ve gerçekten o inanmışlık, başkalarının senin yerine empati kurup, o yarışta hissetmesi ve hadi demesi çok önemli. Bu anlamda da benim için itici güç diyebilirim. Çok teşekkür ediyorum.”
